KİBİR, İNSANI “TAĞUT”LAŞTIRIR – MİLLİ ÇÖZÜM SESLİ MAKALE

124

KİBİR, İNSANI “TAĞUT”LAŞTIRIR

Kibir; nefsini beğenmek, başkalarından üstün görmek, Allah’ın imtihan için verdiği bazı nimet ve faziletleri kendinden bilmek, gaflet ve cehaletle büyüklenmek demektir. Azazil’i İblis yapan ve Allah’ın kahrına uğratıp şeytanlaştıran bu düşüncedir. Nasıl ki, ümitsizlik küfür ise -çünkü ümidin tükenmesi, iman pilinin bitmesidir-; bunun gibi kibir de küfür ve nankörlük alametidir, gurur ve gafletin zirvesidir. Evet kibir, bir kula imtihan icabı ve emanet olarak verilen servet, şöhret, etiket, rütbe ve yetki, gençlik ve güzellik, bilgi ve beceri gibi şeylerle övünmesi, böbürlenmesi, kendini beğenmesi, başkalarını küçük görmesi ve hatta Rabbine rakipliğe yönelmesidir.

Aslında gurur ve kibir, İslami anlayıştan uzak, batıl eğitimlerin ve batılı eğilimlerin bir sonucu olarak giderek yaygınlaşmaktadır.

Bakınız, insanı: Aristo, “politik” hayvan!… Descartes, “düşünen” hayvan!… Marks, “alet kullanan” hayvan!… Durkheim, “sosyal” hayvan!… Sartre, “isyan eden” hayvan!… Filozof Peter Singer ise; “birtakım ilave niteliklere sahip” hayvan! olarak tanımlamaktadır. Bunlardan etkilenen sözde yerli çömezleri ise, insanı: Akıllı hayvan!… Konuşan hayvan!… İki ayağı üzerinde yürüyen hayvan!… İnsanın kurdu olan canavar! şeklinde yorumlamaktadır.

Maalesef Türk Dil Kurumu’nun çıkardığı Türkçe sözlükte bile, “insan: memelilerden, iki eli olan ve iki ayağı üzerinde dolaşan, sözle anlaşan, akıl ve düşünme yeteneği olan en gelişmiş canlı (hayvan), mecazi/değişmeceli olarak da huy ve ahlak yönünden üstün nitelikli kimse”, diye tarif olunmaktadır.[1]

DİDEROT Ansiklopedisi’nde ise, insan; “hisseden, düşünen, Dünya üzerinde özgürce dolaşıp gezen, hükmettiği bütün diğer hayvanların başında görünen, toplum halinde hayat süren, sanatı ve bilimi icat eden, kendine özgü iyilik ve kötülükleri bilinen, kendine Efendiler ve manevi önderler edinen ve kanunlar üreten vs. bir varlık” diye tanımlanmaktadır.

Ancak son İlahi mesajları içeren Kur’an dışında, yapılan bütün bu tanımlarda; insanın yeteneklerini açık ve net bir şekilde ortaya koyacak bir izah yapılamamaktadır. Zira aynı ana-babadan da olsa ikiz de doğsa, her insan: Aklına dayalı “ilmi”, Hanif dine dayalı “fıtri”, nefsine/fücur ve takvaya dayalı “hissi”, iradesine dayalı “bedeni” farklılıkları olan, ama yeryüzünde Allah’ın halifesi-temsilcisi makamında yaratılan seçkin varlıktır.

Kibirli insanlar her ortamda en güçlü görünen ve en dikkat çeken insan olmak hevesindedirler. Güzelliklerine ve özelliklerine, mallarına ve mülklerine, bilgilerine ve mevkilerine çok güvenirler. Sahip oldukları şeyleri, sonsuza kadar kaybetmeyeceklerini zannederler. İşte bu kibirli insanlar, aslında içinde bulundukları kavrayış eksikliğinden dolayı farkına dahi varamadıkları bir acizlik içindedirler. Hatta bunların çoğu, açığa vuramadıkları bir aşağılık kompleksinin ters tezahürüyle böyle hareket etmektedirler. Allah bu kişilerin akli eksikliklerini Kuran’da şöyle tarif etmiştir:

“Onlardan Seni dinleyecek (sözlerini önemseyip imana ve intibaha gelecek bir kısım insanlar) vardır. Ama hiç duymayan-sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsa- Sen mi (hakikati) duyuracaksın? Ve onlardan Sana (bön bön) bakıp duracak olanlar da vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- Sen mi doğru yola eriştireceksin?” (Yunus: 42-43)

Gurur ve kibre kapılan bu bozuk karakterdeki insanlar, sahip oldukları özelliklere göre farklılıklar gösterseler de bazı ortak ruh halleri de bulunmaktadır.

Makalenin Tamamı İçin Tıklayınız