DÜNYA HAYATI: HAYAL Mİ, HAKİKAT Mİ? Milli Çözüm – Sesli Makale

109

Öyle anlaşılıyor ki, İmam-ı Rabbani, Abdulkerim Ceyli ve Muhyiddini Arabi vb. Zatlar, bakma, duyma, koklama, dokunma ve tatma gibi beş duyu organımızla görüp fark ettiklerimizin; RUH’larımızın algıladığı hissetmeler olduğunu belirtmek ve insanların dikkat ve gayretini FANİ olandan BAKİ olana çevirmek istemişlerdir. Yoksa bu dış dünyanın, canlı-cansız bütün varlıkların ve bu mükemmel ve muhteşem Kâinatın, aslında “YOK” olduklarını veya sadece “VEHİM ve HAYAL”den ibaret bulunduklarını iddia etmemişlerdir. Zaten bütün Sahabe-i Kiram’ın, Tabiin Hazeratının, Mezhep İmamlarının ve tüm asfiyanın (seçkin ulema ve evliyanın) ortak kanaati “Hakaik-ül Eşyaai, sabitetün” şeklindedir. Yani “Eşyanın (Kâinatın, tabiatın ve tüm varlıkların) hakikatı-varlığı tesbitlidir” demektir. Bütün varlıkların ve yaşananların sadece bir ZANN, VEHİM (kuruntu, olmayanı var sanma) ve HAYAL oldukları düşüncesi, gafiller nazarında; Cenab-ı Hak’kın yaratılış harikası olan varlıklardaki kudret, hikmet ve rahmet eserlerinin yüksek değerini ve var oluş gayesini küçültecek… Ayrıca kulluk sorumluluklarını, iman, itaat, ibadet ve ahlak düsturlarını, Allah’ın rızasını arama ve O’nun ikramı olan Cennet hayatına hazırlık çabalarının önemini ve gereğini gözden düşürecek, hatta SOFASTAİ kâfirlerin dalaletine sürükleyecektir. Sofastai’lik; her şeyin, kendiliğinden ve tesadüfen oluştuğunu savunan… Yaratılış hakikati ve amacı konusunda hiçbir gerçeğe inanmayan… Bütün mevcudatı ve dünya hayatını “YOK ve HAYAL” sayan… Allah’ın varlığını ve yaratma san’atını inkâra kalkışan… Hazır fırsatları ve imkânları zevkü sefa ile ve sorumsuz şekilde geçirmek gerektiği düşüncesini taşıyan, Batı kaynaklı sapkın ve safsatacı bir kesimin felsefesidir.

Halbuki; hücrelerden galaksilere, böceklerden bitkilere, yerdeki beşerden, gökteki meleklere kadar, her şeyin varlığı sabittir, kesindir ve hepsi Allah’ın sonsuz kudret ve kusursuz sa’nat eserleridir. Bunların mevcudiyeti, vehim ve hayal değil, gerçektir. Ancak, Yüce Allah’ın dışındaki her şeyin varlığı; Hakiki ve daimi değil sun’i ve fani (geçici)dir. Çünkü Hakiki ve Baki (Daimi, Değişmez, Ezeli ve Ebedi) varlık, sadece Cenab-ı Hak’ka aittir. O’nun dışındaki her şey ise; O’nun bizzat yarattığı, hayret verici özelliklerdeki ve hayran edici güzelliklerdeki yüksek san’at eserleridir, Rabbimizin Esma ve Sıfatlarının harika tecelli ve tezahürleridir.

İnsana uykusundaki sadık rüyaları da yine Cenab-ı Hak göstermektedir. İnsanlar rüyalarında; zahiri bir dünyası, vücudu, mekânı, zamanı, esbabı (sebep-sonuç irtibatları) ve çeşitli vasıtaları bulunmadan, acaip şeyler yaşayabilmektedirler. Ama bu dünya hayatı, elbette o rüyalardan kat be kat üstün derece ve değerde var edilen ve sonuçları sebeplerle icat edilen bir yaşam ve imtihan mertebesidir… Ahiret ise; kesinlikle bu dünya hayatından çok daha kıymetli, hikmetli, görkemli, bereketli ve sürekli bir İlahi rahmet ve nimet-fazilet ülkesidir. Ancak unutmamak lazımdır ki; rüyayı da, dünyayı da, ukbayı (sonsuz ve kusursuz ahiret hayatını) da yaratan bizzat Yüce Rabbimiz Hazretleridir, O’nun dışındaki her şey (masiva) ise, O’nun Esma ve Sıfatlarının, çeşitli değer ve derecedeki tezahür ve tecellilerinden ibarettir… Ve İlahi NUR’un bu tezahür ve tecellisinin en yüksek, en gerçek ve en örnek temsili ise, Hz. Peygamber Aleyhisselatü Vesselam Efendimizdir. Tezahür ve tecellinin bu son ZİRVESİ’nden sonrası için akıl ve idrakimize yol verilmemiştir.

Makalenin Tamamı İçin tıklayınız